BELEDİYEDE “AİLE KADROSU” İDDİASI: BÜLENT TEZCAN’A SERT SORULAR
Kız, damat, yeğen… Aynı belediyede peş peşe ortaya çıkan akrabalık ilişkileri kamuoyunun önünde. Soru basit: Belediye kamu hizmeti için mi var, siyasetçinin yakınlarını istihdam etmek için mi?
CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan hakkında son dönemde gündeme gelen iddialar, “Hak, Hukuk, Adalet” söyleminin en kritik sınavlarından birini ortaya çıkarıyor.
Çeşitli haberlerde Tezcan’ın kızlarının, damadının ve bazı yakınlarının CHP’li belediyelerde görev aldığı ileri sürülüyor. Özellikle Kuşadası Belediyesi üzerinden gündeme gelen iddialarda, Tezcan’ın avukat kızının belediyenin hukuk işlerinde görev aldığı, damadının da belediye adına avukatlık faaliyeti yürüttüğü belirtiliyor. Aynı belediyede diğer kızının da İmar Müdürlüğü’nde çalıştığı iddia ediliyor.
Burada asıl mesele, bu kişilerin meslek sahibi olup olmaması değil.
Asıl mesele şu: Bu görevlendirmeler hangi ihtiyaçtan doğdu, hangi usulle yapıldı ve aynı pozisyonlar için başka adaylar arasından neden bu isimler tercih edildi?
Çünkü kamuoyu artık klasik “Benim yakınım da çalışamaz mı?” savunmasını yeterli bulmuyor.
Çalışabilir.
Ama o zaman cevaplanması gereken sorular da ortada duruyor:
İlan açıldı mı?
Kaç kişi başvurdu?
Liyakat kriterleri neydi?
Seçim sürecini kim yürüttü?
Milletvekilinin siyasi etkisi bu süreçte devreye girdi mi?
Ve en önemlisi:
Bir milletvekilinin ailesinden birden fazla kişinin aynı siyasi çizgideki belediyelerde görev alması sadece tesadüf mü?
Bülent Tezcan, yıllarca “Hak, Hukuk, Adalet” vurgusuyla siyaset yapan bir isim. TBMM kayıtlarında Tezcan’ın geçmişte CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı ve parti sözcülüğü gibi önemli görevler üstlendiği görülüyor.
Tam da bu nedenle kendisine yöneltilen sorular daha ağır.
Vatandaşa liyakat anlatılırken, siyasetçinin kendi ailesi söz konusu olduğunda aynı ölçü uygulanıyor mu?
Belediyeler hiçbir milletvekilinin, belediye başkanının veya siyasi grubun özel istihdam alanı değildir.
Belediyenin kadrosu kamu kadrosudur.
Kamu kaynağından maaş alan her personelin işe alınma süreci şeffaf olmalıdır.
Bugün kamuoyunun önündeki tablo “aile şirketi” benzetmelerine neden oluyorsa, bunun sorumlusu soruyu soran gazeteci değil; soru işaretlerini ortadan kaldırmayan siyasi aktörlerdir.
Üstelik mesele yalnızca Bülent Tezcan’ın ailesiyle sınırlı bir tartışma da değil. Türkiye yıllardır “bizim belediye–bizim adamımız” anlayışından şikâyet ediyor. AKP döneminde eleştirilen kadrolaşma anlayışının CHP’li belediyelerde farklı isimlerle yeniden ortaya çıkması kabul edilemez.
AKP’ye kızıp AKP’nin yöntemlerini eleştirenlerin, kendi çevresinde aynı görüntüyü oluşturması siyasetin en büyük çelişkilerinden biridir.
Burada sorulması gereken soru artık şudur:
“Hak, Hukuk, Adalet” herkes için mi, yoksa aile söz konusu olduğunda rafa mı kalkıyor?
Bülent Tezcan’ın kamuoyuna açık ve net bir açıklama yapması gerekiyor.
Kızları hangi yöntemle işe alındı?
Damadı hangi süreçten geçerek belediye adına avukatlık yapmaya başladı?
İşe alımlarda başka adaylar var mıydı?
Siyasi nüfuz kullanıldı mı?
Ve aynı görevler için sıradan vatandaşlara uygulanan liyakat kriterleri aile bireylerine de eksiksiz uygulandı mı?
Bu soruların cevabı verilmeden “her şey normal” demek, kamuoyundaki şüpheyi ortadan kaldırmaz.
Çünkü mesele bir milletvekilinin kızının veya damadının çalışması değil.
Mesele, kamu kurumlarının kişisel ve siyasi nüfuz ağlarının parçası haline gelip gelmediğidir.
Ve eğer gerçekten ortada hiçbir ayrıcalık yoksa, bunu kanıtlamanın yolu susmak değil; işe alım süreçlerini bütün şeffaflığıyla ortaya koymaktır.
Kamuoyu cevabını bekliyor:
Belediye mi, aile kadrosu mu?