BALIĞIN GÖZLERİ BEBEK.

BALIĞIN GÖZLERİ BEBEK21 Mayıs…Sadece bir tarih değil. Bir halkın kalbine kazınmış, nesiller boyunca taşınan bir sızı. 1864’te başlayan o büyük kopuşun, Çerkes Sürgünü ve Soykırımı’nın üzerinden tam 162 yıl geçti. Ama bazı acılar vardır ki zamanla eskimez; aksine her anlatıldığında yeniden kanar.Bu topraklarda yaşayan birçok insan için Karadeniz sadece bir denizdir. Ama bazıları için o, kayıpların mezarıdır. Bir annenin evladını, bir halkın vatanını yuttuğu karanlık bir hafızadır.Bir sahil düşünün…Islak kumlar, dalgaların sesi ve geçmişten bugüne uzanan görünmez bir ağıt. Samsun kıyılarında, 162 yıl önce karaya çıkan yorgun, aç, hasta insanların ayak izleri hâlâ silinmemiş gibidir. Çünkü bazı izler kumda değil, insanın yüreğinde kalır.O yolculuk…Soçi’den başlayan ve bilinmeze sürüklenen o ölüm yolculuğu…Bir Laz takasında, kucağında ikiz bebekleriyle çaresiz bir annenin suskunluğu…Korkudan sesini çıkaramayan, acısını içine gömen bir kadının çaresizliği…Ve açlık, hastalık, sefalet içinde gözlerinin önünde can veren bir evlat…Karadeniz o gün sadece dalgalarla değil, bir annenin çığlığıyla kabardı.“Birinci ölümüm o gün oldu…” diyen bir ninenin sözleri, aslında bir halkın ortak hafızasıdır. Çünkü o gün sadece bir çocuk değil, bir dünya, bir yurt, bir hayat gömüldü sulara.Ve yıllar geçti…Aradan bir asır geçtiğinde bile o acı, gündelik hayatın en sıradan anlarına bile sızdı. Bir evde balık pişmemesi, bir sofranın eksik kalması değildi mesele. Balık artık bir yiyecek değil, bir hatıraydı. Bir kaybın simgesiydi.“Balıklar benim ikiz kardeşimi yediler…”Bir çocuğun anlayamayacağı kadar ağır, bir ömrün taşıyamayacağı kadar derin bir cümle.İşte Çerkes olmak biraz da budur.Acıyı bağırmadan yaşamak…Hatıraları sessizce taşımak…Ve en önemlisi, kaybettiklerini unutmadan yeni bir vatana kök salmak.Çerkesler bu topraklara geldiklerinde sadece sürgün edilmiş bir halk değildi. Aynı zamanda yeniden var olmayı başaran bir iradeydi. Kırılmadan, bozulmadan, kimliğini koruyarak bu ülkenin bir parçası oldular. Bu vatanı sevdiler, sahiplendiler, onun için mücadele ettiler.Ama hiçbir zaman unutmadılar.Kaf Dağları’nın eteklerinde bıraktıkları yurtlarını, kardeşlerini, çocuklarını…Bir sabah ansızın koparıldıkları o hayatı…Bugün, 21 Mayıs’ta yapılması gereken şey sadece anmak değil.Anlamak.Bir halkın neden hâlâ hüzünle Karadeniz’e baktığını, neden bazı sofralarda balığın eksik olduğunu, neden bazı hikâyelerin gözyaşıyla anlatıldığını anlamak…Çünkü Çerkesler bu ülkenin “mahzun çiçekleri”dir.Sessizdirler ama derindirler.Kırgındırlar ama sadıktırlar.Ve belki de en çok ihtiyaç duydukları şey şudur:Hatırlanmak…Anlaşılmak…Ve sevilmek.Bugün, o dalgaların sesine kulak verin.Belki hâlâ bir annenin ağıdı duyuluyordur…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir