ANKARA — Libya Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan kritik Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’nı oy birliğiyle onaylaması, Brüksel’i adeta çılgına çevirdi. Avrupa Birliği cephesinden gelen küstah “pişmanlık” ve “geçersizdir” açıklamalarına Türkiye’den çok sert tepki gecikmedi.
Brüksel’den Haddini Aşan Çıkış
Libya Parlamentosu’nun tarihi kararının ardından AB yönetimi, skandal bir bildiriye imza attı. Türkiye ile Libya arasındaki egemenlik haklarına ve uluslararası hukuka dayanan anlaşmayı “derin bir pişmanlıkla” karşıladıklarını iddia eden Brüksel, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin (GKRY) maksimalist tezlerine boyun eğerek anlaşmanın “hükümsüz” olduğunu öne sürdü.
AB yetkilileri, skandal bildiride şu pespaye ifadelere yer verdi:
- Anlaşmanın üçüncü devletlerin haklarını ihlal ettiği iddiası,
- 2019 yılındaki tek taraflı ve taraflı tutumun korunduğu vurgusu,
- Yunanistan ve Kıbrıs ile tam dayanışma safsatası,
- Libya’daki dış müdahalelere karşı oldukları yönündeki iki yüzlü söylemler.
”Türkiye, Egemenlik Hakları İçin Kime Hesap Verecek?”
Avrupa Birliği’nin ve batılı odakların Türkiye’nin Mavi Vatan’daki kararlı adımlarını ve Akdeniz’deki jeopolitik hamlelerini hedef alan bu vesayetçi diline Türk kamuoyundan ve dış politika çevrelerinden çok sert tepki yağdı.
Ankara cephesinden net bir şekilde verilen mesajlar, Türkiye’nin kendi haklarını korumak için kimimsiyim ikazına kulak asmayacağını bir kez daha gözler önüne serdi:
- Sınırları Aşan Vesayet Çabası: Brüksel’in, Libya gibi egemen bir devletin meşru parlamentosunun iradesine müdahale etmeye kalkışması, sömürgeci reflekslerin hâlâ hortladığının en açık kanıtıdır.
- “Türkiye Avrupa Birliği’ne mi Soracak?”: Ankara, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarını korumak için ne Brüksel’den icazet alacak ne de AB’nin korsan ve tek taraflı haritalarına boyun eğecektir.
- Hükümsüz ve Yok Hükmündedir: Türkiye ve Libya’nın uluslararası deniz hukukuna tam uygun olarak imzaladığı ve artık Libya’nın tüm kesimlerinin ortak iradesiyle tescillenen bu mutabakat, AB’nin ve Rum-Yunan ikilisinin havanda su döven açıklamalarıyla kaldırılamayacak kadar sağlam bir hukuki zemine sahiptir.
Türkiye, Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinden taviz vermeyeceğini, kendi kaderini ve coğrafyasının güvenliğini başkentlerinin masalarında çizenlere asla teslim etmeyeceğini bir kez daha gür bir sesle haykırıyor!