Tanrı Misafiri – Mart 2024

Tanrı Misafiri

İftar vaktine bir saat kadar zaman var, oruç tutmuyorum ama eşimin inancına ve ona olan aşkımdan orucuna saygı duyarım iftar sofrasına zamanı gelmeden, oturup saygısızlık yapmam onlara. Bahçede güllerle uğraşarak top atılmasını bekliyorum eşim mutfakta her zamanki telaşesiyle enfes yemekler hazırlıyor telaşının büyük kısmı da çocuklarımızın ilk kez oruç tutuyor olmaları.

Tanrı Misafiri

Üstü başı yırtık pırtık, pasaklı, dişleri dökülmüş, sakallı, yüzü gözü iltihaplı yaralarla kaplı bir ihtiyar adamın selamıyla başımı kaldırdım begonyalardan. “iftarcınız olabilir miyim?” diye fısıldadı bir sokak kedisi ürkekliği ile “ne demek bilakis mutlu oluruz buyurun” diye bahçeye aldım kanepeye oturduk, hemen içeriye seslendim küçük oğlum şafak çıktı “annene söyle iftara misafirimiz var sofraya bir tabak fazla koysun” dedim, ihtiyar konuğumla sohbete daldım, hal hatır sorma faslından sonra klasik “nerelisin?” sorusuna ihtiyar amca yanıt vermek istemedi ama Türkçe konuşmadaki kırıklığı bende yerli halktan olmadığı izlenimi bıraktı. Israrcı olmadım. “her zamanki ramazan dilencilerinden biri” diye geçiştirdim.

Tanrı Misafiri

Şafak’ın “Baba haydi ezan okunmak üzere” uyarısıyla kalktık eve buyur ettim konuğumu, eve girmek üzereydik ki, oğlum bir sini üstünde çinko sahanlara konulmuş sofrayı balkondaki masaya koyuverdi, vücuduma elektrik verilmiş gibi titredim ateş bastı her yanımı, utançtan kıpkırmızı oldum. Bu saygısızlığa büyük öfke göstermeliydim masayı tabağı yerle yeksan etmeliydim-genel tavrım budur öfkemden korkulur- bu evde konuklar ne zamandan beri sosyal statülerine göre tasnif edilmeye başlamıştı. İhtiyar konuğum öfkemi görüp, iftar önü çıkacak bir aile kavgasını hissetmiş olacak ki kolumu sıktı “Allah razı olsun ” deyip balkon masasının köşesine yaralı bir serçe kuşu gibi oturdu. Göz göze geldik. İçimde biriken öfke fırtınası sihirli bir el değmişçesine dinginleşti.

Tanrı Misafiri

Ezan okunmaya başlamıştı. İçeride benim sofraya gelmemi bekleyen eşim geciktiğimi görünce, yaptığı hatayı anlamış oldu. Oğlum balkona gelip “Baba, annem seni sofraya bekliyor” dedi , “bir kaşık getir oğlum konuğumuz Tanrı misafiri. Sofrada yalnız bırakmak bize yakışmaz bu akşam konuğumuzla beraber balkonda yiyeceğim” diyerek onu içeriye gönderdim. Beş dakika olmasına rağmen içeriden giden gelen olmadı tam kaşık almak için ayağa kalkmıştım ki eşim ve çocuklarım ağlayarak balkona giriverdiler hiçbir şey söylemeden balkondaki rengarenk Kafkas hatırası nenejimin çinko taslarıyla dolu sofrayı kaldırdılar. Eşim konuğumuzun ellerine sarılıp yalvarır bir edayla içerideki sofraya buyur etti, zavallı konuk ne olduğunu şaşırmış ağzından akan açlık salyalarını diliyle yalamaya çabalıyordu.

Tanrı Misafiri

Her zaman mutfakta yerdik yemeğimizi. Şimdi misafir odasındaki büyük masa açılmış yaldızlı porselen tabaklar servis edilmiş, eşimin çehizinin altın kaplama çatal-bıçak takımları ışıl ışıl parlıyor. Ben de büyük şaşkınlık içerisindeyim. Sofranın sol baş köşesine konuğumuz eşim tarafından bilhassa oturtuldu-çerkes geleneklerine göre masadaki baş köşe ailedeki en yaşlı olana aittir bu büyüklere saygının bir ifadesidir. Çerkes sofralarında konuklar içindeki en yaşlı olan tamate bu köşeye oturtulur, konuğumuz yemeğe başlamadan çok güzel sözcüklerden oluşan edebi bir yemek duası yaptı bu hırpani ihtiyarın böyle güzel sözcüklerden oluşan şiirsel söylemine hayretler içinde kaldım…

Yemeğe başladık ama ne eşim ne çocuklarım başlarını hiç önlerinden kaldırmadan yemeklerini yediler anladım ki, çok büyük bir utanç ve pişmanlık içindeydiler iyi ki klasik CEMİL HOCA öfkesine kapılıp tası tabağı yerle yeksan etmemişim -bunu da konuğumuzun koluma tutunarak içeri girmesi engellemişti-şimdi anlıyorum ki bu iradi bir dokunuştu . . Yemekten sonra yine konuğumuz çok etkileyici şükür duasını yaptı. Dua bildiğim söylenemez, ama ihtiyar konuğumuz sanki “Dante’in ilahi komedya’sından” bir tragedya okuyordu sanki..! ya da ben huysuz duygusal bir deli Çerkesim…

Eşim ve çocuklarım sofrayı toplarken konuğum ve ben koltuklara gömülüp kahvelerimizi yudumlayarak sohbetimize devam etmeye başlamıştık…

Dış bağlantı:

Cemil Biçer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir